Üyelik Girişi
Faaliyetler
Takvim

M E M L E K E T İ M . . .

Bir Vasat Memleket

Sene 1923.

Mevsim sonbahar.

Etraf solgun mu solgun. Coğrafya sararmaya başlamış.

Osmanlı hem kağıt üzerinde hem de gerçek yaşamda varlığını yitirmiş.

Ekim ayının 28. günü. Hava kıştan hallice... Akşam güneşi batmış, karanlık etrafı doldurmaya başlamış...

Bir yemek sofrası. Etrafında yorgun ama bezgin olmayan insanlar...

Hiç beklenmedik bir anda "Efendiler... Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!" diye bir ses sofrada yankılanır...

 

Herkes sesin geldiği yöne bakar. Sesin sahibi sofranın başında oturan Mustafa Kemal'den başkası değildir... Yemektekiler, tereddüt etmeden kabul ederler bu emri...

*

Ertesi gün Cumhuriyet ilan edilir.

Türkiye Cumhuriyeti hırslı ve hızlı bir şekilde kurulur.

Kanunlar bir biri ardına çıkarılır.

Medeni, Ticaret, Kılık-kıyafet, Eğitim hemen her alanda değişim başlar.

*

Damarlarında Osmanlı geleneği, yüreğinde imparatorluk aşkı, gönlünde İslam tefekkürü, gözlerinde geçmişe özlem yaşları ve her nefesinde tarih diyen insanlar yeni yönetim tarzını kabullenmekte zorlandılar ilk saatlerde....

*

İlle de batılılaşma diyen,

Ne pahasına olursa olsun DOĞU'dan hoşlanmayan insanlar kolay kabullendi yeni rejimi...

*

İktidar için bu iki kesim kıyasıya ve sürekli mücadele verdi.

İlk yıllarda BATI cephesi sakinleri yönetimdeydi.

Zamanla kantarın topuzu doğu cephesi sakinleri lehine eğildi.

*

İktidar kimin elinde ise diğerine nefes alma imkanı vermedi.

Neticeleri memleketin her uzvunda ziyadesiyle hissedildi.

*

Halende hissediliyor...

*

Öfkeli iktidarlar akılsız iktidarlardır.

Zira öfke gelince akıl gider...

*

Cumhuriyet'in doğumundan itibaren toplum canla başla memleket için vatan uğruna çalıştı/çalıştırıldı.

Ama takdir edilmedi.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir standardı vardı... Ondan fazla çalışmak, üretmek, fikir beyan etmek, buluş yapmak, icat etmek lüzumsuzdu...

*

Kuruluşta hedef ve çıta yüksekliği ancak batı memleketleri kadar olması arzu edilmişti.

*

Batıdan üstün olmak ayıptı. Onları geçmek düşünülemezdi...

*

Dolayısıyla memlekette yaşayan vatandaşlar yaptığı her işte VASAT çalışmanın yeterli olacağını düşündü.

Zaten çok başarılı olsa da takdir edil/e/meyeceği için vasatı tutturma her T.C. vatandaşı için amentü sayıldı.

*

Zamanla vasatı tutturmak davranışı genlerimize sirayet etti ve kalıtım yoluyla çocuklara/yeni nesillere şiddetlenerek aktarıldı. Halende bu genetik geçiş devam etmektedir.

*

Bu köşe yazarı vasatın şifasının LİYAKAT kavramının bireylere ve topluma aşılanması ile sağlanacağını düşünmektedir.

*

Liyakatin olduğu yerde vasat kaçar.

İş ehline görev verilirse batı korkar.

Çalışan onore edilirse üretim patlaması olur.

Doğru girişimci desteklenirse memleket MARKALAŞIR.

*

Sorun dünde aynı bugünde aynı gelecekte de aynı olacak.

Vasatı tutturma için dedelerimiz yaşadı, biz yaşıyoruz ve çocuklarımız yaşayacak.

Vasat bir memleket olduk. Bir vasat memlekette yaşıyoruz.

İnşallah vasatı arayacağımız daha fazla günler yaşamayız.

*

Vasatı ayaklar altına alacak,

Ehile fırsat verecek bir nesil muasır olacaktır...

*

Bu arada vasatın anlamı "orta" yani "ne iyi, ne kötü" demektir.

Prof. Dr. İbrahim DEMİRKAN
Bu makale 21.04.2016 tarihinde Gazete3 Tercüman köşesinde yayınlanmıştır.



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
1012 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Şiir Köşesi
Özlü Sözler
El ele, daha iyiye, daha güzele !
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam8
Toplam Ziyaret61320